Bilim-Teknik

Beynin Derinliklerindeki Sırlar: Bilincin Doğası ve İşleyişi

Tıbbi teşhise göre bilinç, beş duyu organı aracılığıyla uyarılara farkında olmak, uyanık olmak ve davranış ile tutumları kontrol etmektir. Uyku bir bilinç değişikliğidir; alkol ve uyuşturucu, hipnoz ve meditasyon bilinci etkiler. Felsefi bilinç kavramı ise insanın kendi varlığının farkında olmasıdır. Hayvanlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için bilince sahiptir. Bitkilerde ise bilinç yoktur.

Bilinçte irade vardır; bu nedenle bilinç kararlarımızı etkiler. Beyin, beş duyumuz aracılığıyla bilgiyi alır, işler ve aldığı kararlar doğrultusunda ilerler. Bilinç, “amaç odaklı davranış” sergileyebilmemizi sağlar. Düşünmek gibi yüksek şuur faaliyetleri, insanın bir özelliğidir.

Biliş, kişinin düşünme, karar verme ve dikkat süreçlerini ilgilendiren zihinsel faaliyet ve yüksek beyin fonksiyonlarıdır. “Zaman ve varoluş algısı ile anlam arayışı” gibi süreçlere yön veren bilinçtir. İnsanı gerçek insan yapan bu bilinç, yüksek işlevlere sahip olup soyut kavramları ayırt edebilmeyi ifade eder.

Bazı hastalıklarda bilinç bozulur. Ayrışmış özdeşim bozukluğu olan bir kişi sabahları farklı, akşamları farklı bir kişiliğe sahip olabilir. Bu kişilik tipleri, farklı kişilik özellikleri gösterir; örneğin, bir yanda bağımlı, diğer yanda uzlaşmacı. Farklı yerlerde farklı kişiliklere sahip olan kişilerin durumuna çoklu kişilik denir. Beyindeki farklı bağlantılar farklı çalışır ve farklı kişilikler ortaya çıkar. Buna, bir kişinin bilincinin olmasına rağmen kimlik değişikliği denir.

Bilincin Ruhani Boyutu

Bilinci ve beyniyle olan bağlantısını incelediğimizde, genetik özelliklerin insanların evreni ve kendilerini nasıl algıladığının ön saflarında olduğunu görüyoruz. Soyut düşünce kavramı bozulduğunda, bilinçte bazı sapmaların olduğunu ve bu bireylerin diğerleriyle sosyal ilişkilerinde sorun yaşadıklarını görebiliriz.

Maymunlar üzerinde yapılan bir deneyde, maymunların hareketleri bile ellerini veya kollarını hareket ettirmeden önce belirlendiği tespit edildi. Planlanan hareketle ilgili beyin bölgelerinin hayvan hareketi yapmadan önce aktif olduğu gözlendi ve karar verme sürecinde kullanılan bilincin ortaya çıkması gösterildi.

Descartes, evreni zihin ve madde olmak üzere iki bölüme ayırdı. Ancak bilimsel gerçekler evrenin böyle keskin çizgilerle ayrılamayacağını gösteriyor. Bu ayrımdan sonra, madde etkisi altında kalan Darwin, maddeyi kutsadı ve diyalektik materyalizm ortaya çıktı. Her şeyi nedensellikle açıklama fikri felsefeye dönüştü ve yeni bir inanca dönüştü. Bu nedenle, bilinç sadece felsefeyle değil, aynı zamanda psikoloji ve fizikle de ilgilenen bir alan haline geldi. Özellikle kuantum fizikçileri bilinçle ilgileniyorlar.

Bir kişi bilgi seçtiğinde, karar vereceğiyle ilgili eğilimler gösterir ve beyni bunu kaydeder. “Öğle arası sendromu” denilen durumda bir restoranda oturan bir kişi, ilgisini çeken bir şey duyduğunda masadaki konuşmalara kulak kabartmaya başlar. Beyin, hangi uyaranlara odaklanacağına karar verir. Türkçede “namaz kılmayacak adam ezanı duymaz” denir, yani bir kişi ilgilendiği bir şey hakkında söylenenleri duymaz ve ilgilendiği konuda çok iyi bir algısı vardır.

İlgili alan, etkileşim alanıyla paralel olduğunda, bilinç devreye girer ve daha etkili hale gelir. Duygusal yoğunluğun ve zihinsel konsantrasyonun dahil olduğu konularda psikolojik bilinç devreye girer ve bilincin nereye odaklanacağını belirler. Seçilen bilgi, beyin bu bilgiye kendini açtığı için amaçlı davranışlara yol açar. Örneğin, uykuya dalmış bir anne hiçbir şey duymaz, ancak bebeğinin ağladığını duyabilir.

Birçok insanın zihninde, özellikle de şiddetli bir şekilde duygusal olarak etkilendikleri durumlarda, bilinçaltında depolanan bazı olumsuz düşünceler, korkular ve travmalar yer alır. Bu düşünceler ve duygular genellikle bilinçaltında kalmaya devam eder ve kişinin davranışları üzerinde bilinçli bir şekilde fark etmediği etkileri olabilir. Ancak, terapi sürecinde, bu bilinçaltı mesajlarının farkına varmak ve onlarla yüzleşmek mümkündür. Bu, insanların geçmişlerindeki travmatik olaylarla başa çıkmasına yardımcı olabilir ve gelecekte daha sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemelerine yardımcı olabilir.

Bilinç Gelişir mi?

Bitki, hayvan ve insanlar için bilinç kavramını açıklarken, insan bilincinin sabit olmadığı dikkat çekicidir. Bitki ve hayvanlarda uyanıklık ve şuur ile ilgili bir gelişme olmadığından, bilincin gelişmesi de mümkün değildir. Ancak, insan bilincinde zihinsel faktörler, kişinin yeni bilgiler edinmesine yardımcı olur.

İnsan bilincini incelediğimizde, çeşitli aşamalardan geçtiğini görürüz. Örneğin, soyut düşüncenin oluştuğu bilinç ile çocuksu bilinç arasında önemli farklar vardır. Bilincin çeşitli aşamalarda geliştiğini söyleyebiliriz.

İnsanlarda sahip oldukları bilgiye göre hareket etmek, bilinç düzeyinde gelişme olarak tanımlanabilir. İnsanın önem verdiği düşünceleri elde etme ve baskın olan düşünceleri belirleme yeteneği, insan bilincinin gelişimiyle ilgilidir.

Bilinç, kişinin ilgi alanlarını oluşturmasıyla yakından ilgilidir. Bir kişinin zihnini odakladığı ve duygularını yoğunlaştırdığı alanlarda, bilinçli davranışlar geliştirmek mümkündür.

Evrenin Kuantum Dinamiği ve Bilincin İlişkisi

Bilincin beyinde üretilen bir şey olup olmadığı sorusu, bilinci anlamak açısından önemlidir. Beyin, kişiliğimizin ve ruhumuzun aracı organı olarak bilinci barındırır. Son zamanlarda bilim adamları, beyinin bilinç üretip üretmediğini tartışmaktadır. Bilinç, materyalist bir varsayıma göre hareket ederek böyle tanımlanır. Kuantum dinamiği üzerinden baktığımızda, bilinci evrenin bir parçası olarak görebiliriz çünkü kuantum fiziği evrenin düşünceden kaynaklandığını iddia eder. Buna göre, birey yoktur. Klasik fizik materyalist düşünceyle pek çok şeyi açıklamaya çalışırken, kuantum fiziğiyle evrenin sırlarını anlamak kolaylaştı.

Bilinç, bir şeyi algılar; sonra akıl onu şekillendirir ve yorumlar. Elektriğin ne olduğunu bilmesek de, elektriğin neler yaptığını gördüğümüz için inkar etmeyeceğimiz bir gerçektir. O halde “Elektrik yok” demek mümkün değildir. Bilinç de aynı şekildedir. Bilincin var olduğunu anlıyoruz ama nasıl çalıştığını göremiyoruz. Her insanın bilinçli bir varlık olarak hareket ettiğini gösterir. Kişi, reddetme ve kabul etme mekanizmalarıyla bir birey olduğunu gösterir.

Kuantum fiziğinde bilinç ve eylemler arasında bir denge kurulmuş olsa da bireyler açısından bir dengesizlik söz konusudur. Bütüncül bir algının ötesinde eylemler, burada ertesi gün ne olacağıyla ilgili “kaos teorisi”ne bağlıdır. Klasik fizik, her şeyin bireysel olduğu ve kaderine hakim olduğu görüşündedir. Ancak sınırlar içinde düşünen klasik fizik yarına karar veremez. Belirsizliğin hakim olduğu klasik fiziğin aksine, kontrolün hakim olduğu kuantum fiziğinde insanın varlığı daha önemli olacaktır. Aklı bir araç olarak kullanan ve insanı “düşüncelerin efendisi” olarak tanımlayan kuantum fiziği, insandaki niyetleri inceler.

Kuantum fiziğinde bir kişinin kaza geçirmesi, yanlış zamanda yanlış yerde olması olarak ifade edilir. Bu düşünce insanda yüksek bir endişe oluşturur; materyalizm ise nedensellik ilişkisi üzerinden diyalektik açıklamalar yapar. Kuantum fiziğinde de benzer bir çalışma vardır.

Kuantum fiziği, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve her eylemin sonucunun önceden tahmin edilemeyeceğini söyler. Buna göre, bir kişinin niyetleri, düşünceleri ve eylemleri, çevresindeki evrenle birlikte bir bütün olarak etkileşime girer. Bu nedenle, bireysel olarak hareket etmek yerine, işbirliği içinde çalışmak ve etkileşimde bulunmak daha büyük bir güç yaratabilir. Bu fikir, özellikle zeka ve yaratıcılık gerektiren işlerde işbirliği yapmanın ve farklı bakış açılarını bir araya getirmenin önemini vurgular.

Sonuç olarak, bilincin evren ve kuantum dinamiği ile ilişkisi oldukça karmaşıktır. Kuantum fiziği, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve her eylemin sonucunun önceden tahmin edilemeyeceğini söylerken, bilinç de bireyin kişisel algı ve yorumlarından oluşur. Ancak, bireysel olarak hareket etmek yerine, işbirliği yapmak ve etkileşimde bulunmak daha büyük bir güç yaratabilir. Bu nedenle, insanların birbirleriyle işbirliği yaparak ve farklı bakış açılarını bir araya getirerek daha iyi sonuçlar elde edebilecekleri söylenebilir.

Klasik fizik, maddenin bileşenlerinin toplamından oluştuğunu söyler. Ancak insanlar, inorganik maddelerin bir araya gelmesinden daha fazlasıdır ve klasik fiziğin anlayamayacağı bir varlıktır. Bilardo topu, bu durumu en iyi örnekleyen bir objedir. Bilardo oyununda topa verilen açı, tahmin edilen üç-beş vuruştan daha fazlasıyla sonuçlanır. Oyuncu, dalga fonksiyonu yardımıyla topa önceden belirlediği yere doğru hareket ettirir. Bu hareket, dalganın eşlik ettiği bir harekettir ve olasılıkların hesaplanmasıyla gerçekleşir. Klasik fizik ve matematik, modellerle bir bütünün bileşenlerini gösterir ancak insanın manevi boyutunu açıklayamaz.

Kuantum fiziği, tek bir nöronun birçok bağlantı kurma yeteneğine dayanır. Nöronlar dendrit adı verilen dallı yapılar üzerinde bağlantılar kurarlar. Beyinden omuriliğe uzanan tek bir hücre bile, binlerce bağlantı yoluyla oraya ulaşır. Bu bilgi, nöronların tümünün düşünülerek nöronun yerleştirildiğini gösterir. Bir nöronun bu kadar düzenli bir şekilde ilerleyebilmesi, fizik, matematik, kimya ve diğer bilim dallarını bilmemesiyle mümkün değildir.

“Kuantum etkisi” olarak adlandırılan bu durum, nöronun bütünlüğüne dayalı hareket ettiğini ve evrenin tek ve bölünmez olduğu mantığıyla hareket ederken, materyalizm, fizik, biyoloji gibi bilim dallarının ise kendi kendine hareket ettiğini, kontrolsüz ve bağımsız parçacıklardan oluştuğunu düşünür. Dil ve düşünce kavramları materyalizmin söylediklerine uymaz. Dil ve düşünce, kontrolsüz parçacıklardan oluşmaz. İnsanın düşünce üretebilmesi ve ifade edebilmesi için felsefeyi, fiziği, kimyayı ve diğer bilim dallarını bilmesi gerekmektedir. İnsanın konuşma yeteneği bile bir deliğin içindedir. Harflerin bir araya gelmesiyle bağımsız ve kontrolsüz bir şekilde konuşma gerçekleşemez; insanın bunlara anlam katması gerekir. Bu ancak kuantum mekaniğindeki “evren bölünmez bir bütündür” düşüncesiyle açıklanabilir. Burada ilham duygusunun varlığını görüyoruz. İnsanda ilhamın oluşması için uzun süreli konsantrasyon ve hata yapmak gereklidir. Konuyla ilgili olumsuz deneyimler ve hatalar, ilham olarak ortaya çıkacak ve daha sonra konuyla ilgili birikimin bir sonucu olarak yaşanacaktır. Atom altı parçacıklar, kuantum mekaniğinin özelliği olarak bilinir. Hücre keşfedildiğinde ilk yıllarda çok büyük bir keşif olduğu söylenmiştir; sonra atom keşfedilmiş ve atomun bölünemeyen son parçacık olduğu belirtilmiştir. Ancak daha ileri çalışmalar, atomun bölünebileceğini ve atom altı parçacıkların var olduğunu göstermiştir. Bu keşif bilim dünyasında büyük hayal kırıklığına neden olmuştur. Yine de, geçmişte evrenin sabit ve değişmez olduğu kavramı kabul edilmiş ve Einstein ışık hızından daha hızlı hareket olmadığını belirtmiştir. Ancak şimdi bilim dünyası, ışıyan gücün ve ışıyan varlıkların ışık hızından on bin kat daha hızlı hareket ettiğini gösteriyor. Bu açıklamalar, duygu ve düşüncelerin ışık hızından daha hızlı hareket eden bir akışa sahip olduğunu göstermektedir. Kuantum bütünlüğünde duygu, düşünce ve ruh kavramlarının aslında birer enerji bandı olduğu ve her birinin bir anlamı olduğu gösterilmektedir.

Beyin ile Bilinç Arasındaki İlişki: Nörobiyoloji ve Felsefi Perspektifler

İnsan zihninin ilgi duyduğu konuyla ilgili olarak elektromanyetik bir yoğunlaşma meydana gelir. Beyin hücrelerinde mikrotüpler bulunur ve zihnin maddi olmayan hali olarak tanımlanan bu küçük kanalcıklar ve psikonlar kuantum sıçramaları ile sinirleri uyararak beyinde hareket oluşmasına neden olurlar. Örneğin, bir kişi kolunu kaldırmayı düşündüğünde beyninin kolu kaldırma ile ilgili bölgesi harekete geçer. Beyinde anlık kuantum sıçramaları olurken, “kol kaldırma” sırasında oksijenlenme ve kan dolaşımı artar. İnsan yemek yemeye niyetlendiğinde bile beyinde yemek yeme ile ilgili bölge aktif hale gelir; kan şekeri düşen ve çok sinirlenen bir kişi yemek yedikten sonra iştahını kaybeder. Yedikleri henüz midede olmasına ve kana karışarak glikoz seviyesini yükseltmemesine rağmen kişi tok hisseder çünkü beyin tok olduğu mesajını alır. Oruç tutan kişiler inanarak ve istekle oruç tuttukları ilk birkaç gün bazı zorluklar yaşayabilirler ancak alıştıktan sonra acıkmazlar. Ancak kişi istemeden oruç tutarsa bu bilgiyi beyne kaydetmediği için rahatsız olur.

Beyin kendini programlayabilen bir organdır ve elektromanyetik aktivasyon beyinde gerçekleşir. Kuantumda olan evrende, insan özel bir sinyal ve bir sorunu olan bireysel bir varlığa niyet ettiğinde, beyinde yer alan ve madde olmayan enerji olarak tanımlanabilen güç beyindeki enerjiyi harekete geçirecektir. İlgili bölgeleri ve manyetik enerjiyi elektrik ve kimyasal enerjiye dönüştürür.

Niyet ve düşüncelerin psikonu oluşturduğu, hücredeki mikro kanalcıkları harekete geçirdiği ve seçilen nöronları ateşlediği bilinmektedir. Böylece insan kolunu kaldırdığında beyinde onunla ilgili bölge aktif hale gelir. “Tüm algıların birliği” olarak adlandırılan bu durum, bilincin kuantum fiziği ile açıklanabilir.

İnanç ve Bilinç Arasındaki Etkileşim

İnsanın Hem Biyolojik Hem de Ruhsal Boyutları

İnsanın doğası hem biyolojik hem de ruhsal boyutları içermektedir. Biyolojik varlığımız, fiziksel ve kimyasal yönleri ile açıklanabilirken, psikolojik varlığımızın anlatılması dil ve düşüncenin yanı sıra kütle ve kuantum enerjisi de gerektirir.

Düşünce ve duygular, evrensel bir akışta birimler arasında bir enerji alışverişi şeklinde gerçekleşir. İnsanın, evrenin varlığından haberdar olması, düşüncenin gücünü ve sınırlılığını anladığı zaman, doğaüstü bir güce inanarak üzerindeki yükü hafifletir.

İnsan, belirsizlik karşısında hissettiği tehlike duygusuyla baş edebilmek için anlam arayışına girer. Bu arayış, kendini faydalı bulduğu her şeye inanma arzusuyla bilinçsizliğe karşı savaşır. İnsan, iman arzusuyla, korkularına karşı kendini avutabilir ve anlam arayışına cevap bulabilir.

Anlam, teselli ve ölümden sonraki yaşam arayışı, bilincin doğal bir parçasıdır. İnsan, her şeyin sebebini, nasıl olduğunu öğrenme arzusu olmasaydı, medeniyeti geliştirme arzusu bu kadar yüksek olmazdı. İnsan, anlam arayışıyla dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılmış ve şartları değiştirmeye çalışmıştır.

Beyindeki mutluluk bölgesi, bireyselliğinin evrenle birleştiği zaman aktif hale gelir ve isteklerin ve ihtiyaçların karşılandığını hissettirir. İnançla ilgili bölge ise bir dış gücün varlığı ve kendini tanıtma arzusu karşılığında aktif hale gelir.

Sonuç olarak, insanın varoluşu biyolojik ve ruhsal boyutları içerir. İnsan, anlam arayışıyla, korkularına karşı kendini avutabilen ve mutluluğu bulabilen bir varlıktır. İnanç, bu arayışta bir rol oynayarak, insanların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur.

Madde ve Zaman Arasındaki İlişki

Zaman kavramı, insan doğasında yerine gömülü olan bir özellik değil, öğrenilen bir özelliktir. İnsanlar diğerleriyle iki tür ilişkiye sahiptir: somut ve soyut. Soyut, sembolik ve kavramsal düşünce ve dil gelişimi sentez olmadan gerçekleşmeyecektir. İnsanlar bilgi edinerek gelişirler. Bu durum, somut ve soyut arasında bir ikilik olarak gelişir ve bilgisayar tarafından taşınabilir hale getirilen 0-1 kod dizisi gibi görünür. Bu dizi tarafından oluşturulan dijital kod, dijital kod, görüntü ve ses şeklinde aktarılabilir hale gelir. Bu, bilgisayar tarafından somut ve soyutun birleştirilmesi anlamına gelir. Acaba insan zihninde de somut ve soyut aynı şekilde birleşiyor mu?

Somut, nitel formda değerlendirilirken, soyut, nicel formda değerlendirilir. İnsan beyni, gözleriyle gördüğü somuta inanma eğilimindedir. Öte yandan, soyuta inanmak zor ve meşakkatlidir. İnsanlar kolay şeyleri tercih ettikleri için hemen gördüklerine inanmak istiyorlar. Bu nedenle, yaptıkları putlara tapma eğilimindeydiler. Mısır’da, tonlarca altın firavunların mezarlarına konuldu ve ruhları vücutlarını terk etmesin diye mumyalandı. Bunlar maddi ve somut odaklanmaya en belirgin işaretlerdir.

Mısır ve Batı somuta odaklanırken, Uzak Doğu soyuta odaklanır. Tek tanrılı dinler, maddeciliği öncelikli tutan bu eğilimlere karşı somut ve soyutu birleştirmiştir. Hinduizm gibi acı çekmeyi ve zorlukları katılığın bir işareti olarak gören inanç sistemleri ve her şeyi sevgi olarak gören inanç sistemleri gibi inanç sistemleri görülebilir.

Evrende gerçek varoluş teorilerinin maddenin ve ruhun birleşimiyle sentezlenmesini, tek tanrılı dinlerde görürüz. Somut ve soyut arasındaki fark dini edebiyatta şöyledir: Yaratan kesin varoluştur, oysa madde olası varoluştur. Teoriler bu önermeye göre geliştirildi.

Evrendeki enerjiyi vurguladığımızda, böylesine büyük bir benliğin ne kadar önemli olduğunu fark edebiliriz. Bu dış benlik bir bilinçtir; insanlar, dağlar, taşlar ve diğer tüm varlıklar onun huzurunda küçük zihinlerdir.

Varlıkların sayısal bir formatta var

Zaman ve Mekan ile İlgili Bilincin İlişkisi

İnsanların zihninde, ego altında zaman ve mekan kavramlarından bağımsız bir hafıza vardır. Bu hafıza aynı zamanda rüyalarla ilgilidir. Rüyalar, zaman ve mekanın birleşmediği bir dünya yaratır. Bu nedenle rüyalar, bu hafızanın işlevlerini yerine getirir.

Holografik kuantum evrende, insan zihni bir vitrin gibi hareket eder. Bu, beynimizde madde ve kuantum holizmi arasında bir bağlantı noktasıdır ve algısal verilerimizin birleştiği yerdir. Örneğin, bir kişi bir robota dil öğretirse ve o robot da başka bir robota dil öğretirse, uzay-zaman hikayesi öğretilmeyen ikinci robot aynı fiziksel özelliklere sahip olsa bile o dilde konuşamayacaktır. O, diğer robotlar gibi özelliklere sahip olmayacaktır. Bu, bir bilgisayar gibidir. Bir bilgisayar, tüm elektronik devrelere sahip olsa bile yazılım yüklenmemişse çalışmayacaktır.

Bilgisayar mühendisliğinin temellerinden biri elektronik mühendisliği, diğeri ise matematik mühendisliğidir. Elektronik mühendisliği, bilgisayar donanımı ve devreleriyle ilgilenirken, matematik mühendisliği sadece yazılımla ilgilenir. İnsanın yazılımı matematik modelleri aracılığıyla gerçekleşirken, diğer taraftan elektronik, matematiksel, biyolojik ve kimyasal devrelerle ilgilenir. Bir robota uzay-zaman farkını öğrettiğinizde, maddenin gerçekliğini de öğretmiş olursunuz.

Afrika’da ormanda yaşayan Pigmeler, hiç ormandan çıkmamışlarsa, uzaktan gördükleri büyük hayvan sürülerini karıncalar zannederler. Mesafe kavramını bilmeyen Pigmeler, bufaloların yanlarına yaklaştıkça büyüdüklerini zannederler. Bu örnek, insanın uzay ve zaman kavramlarını doğumdan sonra öğrendiğini göstermektedir.

İnsanın şuurla dünyaya geldiği, zaman ve mekan bilgisiyle doğduğu görülmektedir. Bu soyut bilgi, beyinde yazılıdır. Ancak, bu tür bir hafıza beyinde değil, uzay-zamanda saklanır.

İnsan, kuantum evreni ile sürekli etkileşim halinde olan bir varlıktır. Egomuz yalnız değildir ve evrenden bağımsız değildir. Bilincimiz uzay-zamanda yer alır ve bedenimiz üzerinde kontrol sağlar. Bu sayede, insan beynine hükmedebilir. İnsan bilinci, insanın gelişimini sağlar ve kuantum gerçekliği ile açıklanabilir. Varlığımız, uzay ve zamanla etkileşime girerek gerçekleşir.

Birçok insanın inandığı gibi, insanın varlığı sadece maddi bedenle sınırlı değildir. İnsan zihnindeki kavramlar, uzay-zamanda gerçekleşen kuantum titreşimleriyle bağlantılıdır ve bunlar psikonlar olarak adlandırılır. Beyindeki nöronlar ve iyon kanalları, uzayda var olan psikonlarla etkileşim halindedir.

Kuantum evreniyle bu şekilde etkileşime girdiğimizde, belirli sınırlar dahilinde özgür olduğumuzu söyleyebiliriz. Ölüm anında ise kuantum bağlantımız kopar ve başka bir boyuta geçeriz.

Tüm bunlar, evrenin bir gücünün onu bu şekilde yarattığını düşündüğümüzde, insanın varlığındaki önemli bir parçanın zaman olduğunu hatırlatır. İnsan, üç tuğla üst üste gelmişse, bunun kesinlikle biri tarafından yapıldığını düşünecektir. Ancak, zamana kuantum perspektifinden baktığımızda, zamanın bir hareket olduğunu ve insanın bu hareket içinde özgür olduğunu fark edebiliriz.

Bedensel, Ruhani ve Zihinsel Boyutlar Arasında Köprü Niteliği Taşıyan Bilincin Önemi

İnsan, kendine anlam katan ve kendi varlığının farkında olan bir varlıktır. Bu farkındalık, insanın diğer canlılardan ayrışmasını ve kendine özgü farklılıklarının belirginleşmesini sağlar. Bu belirgin özelliklerden biri olan bilinç, insanı diğer türlerden ayıran en önemli özelliklerden biridir. Bilincin farkındalık gibi kavramlarla da açıklanabilen özelliği, insanda üstbiliş genleri sayesinde mevcuttur. Bu nedenle bilinç, ruh ve beden arasında bir bağlantı noktasıdır.

Akıl, Duygu ve Ruh Arasındaki Bağlantı

Akıl, duygu ve ruh birbirleriyle sıkı sıkıya bağlantılıdır. Akıl, insanın zihinsel faaliyetlerini yöneten ve bilinçli düşünme süreçlerini kontrol eden bir yapıdır. Duygular ise insanın iç dünyasındaki hissiyatı ifade eder ve genellikle kendini ifade etme yolu olarak kullanılır. Ruh ise insanın varoluşsal boyutunu ifade eder ve insanın kimliğinin temelini oluşturur. Bu üç kavram birbirleriyle etkileşim halinde olup insanın bütüncül varlığına katkıda bulunurlar.

İnsanlar kendilerini ve olayları akıl gözü, kalp gözü ve ruh gözü olarak adlandırılan üç farklı gözle görürler. Zihin her şeyde sebep-sonuç ilişkisini arar ve kendi kendine “Ben ne düşünüyorum?” diye sorar. Duygunun sorusu “Ne hissediyorum?” Ruh ise, gördüklerinden anladığını anlamaya çalışır. İnsan dışındaki diğer varlıklar belli sınırlar içinde düşünür ve öğrenirler ama insan olay ve durumlara bu üç yeti aracılığıyla tepki verir.

Hazırlayan: Ufuk Yılmaz

SondakikaWorld CEO | Co Founder | Web Developer | Graphic Designer

Tepkiniz nedir?

İlgili Yazılar

1 of 10.943

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir