Gündem

‘Siz önce aç karnınızı doyurun’

Büyüklerimizden “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” sözünü ilk gençlik yıllarımızda sıklıkla duyardık.

Genellikle muhacirlik dönemi anılarının ardından terennüm ederlerdi.

Elbette suhuletle dinler, etkilenirdik; lakin künhüne varamazdık.

Zira dinlemek kifayet etmezdi. Nasıl ki mükellef sofra dinlemekle açlığınızı gideremezseniz aynen öyle.

Okumak veya izlemekle de olmaz. Mesela, Knut Hamsun‘un “Açlık” romanı veya Barry Collins‘in “Yargı” oyunu müthiştir. Her iki eser de insanı sarsar ama açlığın künhüne vardırmaya yetmez.

Yaşamak lazım.

Belki de onun için “Tok açın halinden anlamaz” denmiştir.

***

Üniversiteye henüz başladığım yıllardı. Parasız kalmıştım. Kimseden borç istemeyi de kendime yediremiyordum. Ne ki, açlık da dayanılmaz hâl almıştı. Sadece su içerek daha kaç gün devam edebilirdim. Çaresizdim! Yüzümü kızartacak, birilerinden borç isteyecektim… En doğru isim Akif Emre‘ydi. Hem üniversiteden çok sevdiğim abimdi (dahası, abi–ardeş gibiydik) hem de adam gibi adamdı. Minnetin zerresini hissettirmeyen, “ekmeği yenir” denilenlerdendi… Klodfarer Caddesi’ndeki çalıştığı yere gittim. Misafiri (“Kaybolmuş Günler”in yazarı usta romancı Mustafa Miyasoğlu) gidince borç istemek için son bir gayretle cesaretimi topladım ki, Akif Emre benden erken davrandı. “Şurda bir iki dakikalık işim var, sonra rahat rahat konuşuruz…” dedi. Canım sıkılmasın diye de matbaadan henüz çıkan Necat Çavuş‘un ilk şiir kitabını uzattı. Şiir okuyacak hâlim yok dercesine, “Boş ver abi” dedim. Israr etti. Kitabın ortasını gülümseyerek açıp “Şu şiire bir bak hele” dedi. O işine döndü, ben de naçar dediği sayfadaki şiirin ilk dizesini okudum:

“Benden para isteme bak kötü oluruz sonra…”

Gülmek ne ki, buz kestim. Rahmetli Akif abim Allah’tan ki meşguldü, hâlimi görmedi.

Aklıma o günlerde Dostoyevski‘den okuduğum Puşkin‘in ormanlık yolda gördüğü tavşana yüklediği “hikmet” geldi.

Galiba bunda da bir hikmet var dedim, bir bahane uydurup çıktım.

***

Şimdi düşünüyorum da o gün karnımı doyurmak için değil de başka bir ihtiyacım için gitseydim, yemişim hikmetini der, hatta belki Puşkin‘e de küfreder borç istemeden çıkmazdım. Genellikle tersi söylenir ama demek ki kimi zaman açlık insanı daha güçlü kılıyor. Güçlü dediğim, müdanasız, hesapsız ve gözü pek. Gazzeli çocukların parçalanmasına dayanamayıp harekete geçen Yemen gibi.

Ki, Yemen açlıktan ölenlerin ülkesi.

BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock, Yemenlilerin yüzde 80’inin acil gıda yardımına ihtiyacı olduğunu söylüyor. Suudi Arabistan ve ABD’nin gıda ve ilaç ambargosu yüzünden yine BM raporlarına göre 6 dakikada bir Yemenli çocuk ölüyor. Hülasa, Suudi Arabistan ne kadar zevküsefa içindeyse Yemen de o kadar açlık içinde.

Malumunuz, Yemen’in çoğunu güneydeki Suudi destekli Yemen hükümeti kontrol ediyor. Biz Suudilere boyun eğmeyen Yemen’den söz ediyoruz. Husilerin veya Ensarullah‘ın Yemen’inden. Dahası, Veysel Karani‘nin Yemen’inden.

Açlıkla boğuşan da onlardır, ABD ve İsrail’e direnen de!

Kimsecikler “Yemen’in iki füzesinden ne olur!” diye sakın küçümsemesin. Irkçı Siyonist İsrail’in eski Maliye Bakanı Liberman bile Kızıldeniz’de gemilerine yönelik Yemen saldırılarının deniz ticaret rotalarına engel olduğunu söyledi.

Filistin direnişçilerinin 7 Ekim Aksa Tufanı için “Gıdanızı bile biz veriyoruz…” diyenler gibi Yemen’e de “Siz önce aç karnınızı doyurun” diyenler çıkar mı, bilmem.

Benim bildiğim şudur: Açların, canlarından başka kaybedecek bir şeyi olmayanların müstekbirlere karşı onurlu yürüyüşüdür bu.

Nâzım Hikmet‘in o şiirindeki gibi: “Açlık ordusu yürüyor / yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için / hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor / yürüyor ayakları kan içinde.”

SondakikaWorld CEO | Co Founder | Web Developer | Graphic Designer

Tepkiniz nedir?

İlgili Yazılar

1 of 10.941

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir